27 Mart 2017 Pazartesi
EĞİTİME MERHABA (2)

EĞİTİME MERHABA (2)

Nevzat Laleli
Nevzat Laleli


Nevzat Laleli     nlaleli@mynet.com  www.yuvamiz.net

Nereye gidiyoruz yazı serisi 

İLİM VE AHLAK BÜTÜNLÜĞÜ

Biz gençlerimizin tek boyutlu değil iki boyutlu olmalarını istiyoruz. Birinci boyut ilim, teknik, fen boyutu, ikinci boyutu ise maneviyat, ahlak ve edep boyutudur. Çünkü biz biliyoruz ki; “Maneviyatsız ilim insanı zalim, ilimsiz maneviyat ise hurafeci ve miskin bir insan yapar. Hâlbuki ilim ve maneviyat bir insanda aynı zamanda bulunursa o insan bütün insanlığa faydalı hale gelir

Bilhassa zamanımızda uzun yıllar çocuklarımıza ve gençlerimize, “aman maneviyat verilmesin diye yırtınanlar” yüzünden evlatlarımız tek kanatlı kuşlar gibi yetişmişler, diplomalarını almışlar ama milletimize faydalı insanlar olarak değil kendi çıkarını her şeyin üstünde tutan insanlar olarak yetişmişlerdi.

Lütfen gazete ve televizyonlardaki hortumcuların öğrenimlerine, diplomalarına bir bakınız? Bu soygunları köylü Ahmet, bakkal Mehmet yapmıyor. Okusun, adam olsun diye kendisine emek ve ellerine koca koca diplomalar verdiğimiz insanlar yapıyorlar. Size bu konuda bir Bakan ağzından örnek vermek istiyorum.

Sağlık Bakanımız Recep Akdağ, geçenlerde verdiği sözlü bir ifadesini hepimiz TV’lerden dinledik, gazetelerde okuduk. Diyordu ki Sayın Bakan;

 Ülkemizde sezaryenle doğum, % 60’lara ulaşmıştır. Hâlbuki bu tip doğumlar normal doğumların yanında % 10 kadardır. Doktorlar, doğumları normal yaptırın.

Bunun manası şudur. Doktor, doğum yapacak hanımın başında doğumun zamanı gelsin diye beklemek istememektedir. Bir ikincisi de doğum yapan hanımlarımızın en az % 50’si kendilerinin daha çok para ödemelerini sağlamak için sezaryenle doğum yaptırılmaktadır. Senin gelinin, benim kızım yaptığı ameliyatlı doğumdan sonra yarım adam olmuş bunun kıymeti olmamaktadır.

Diğer meslekleri de bu açıdan incelerseniz göreceksiniz ki sonuçta “daha çok para kazanmak hırsı ile” milletimiz perişan edilmektedir.

Hayır, biz böyle diploma ve böyle aydın insan istemiyoruz. Biz, hizmet ederken ve para kazanırken “aldığım parayı helal ettirmeliyim, sonra bunun hesabından kurtulamam” diye kılı kırk yaran hastasını müşteri olarak gören değil ona şefkat elini uzatan insanlar olarak görmek istiyoruz.

ŞİİRLER VE MARŞLAR

Konuşmamın sonunda ilköğretim öğrencilerinin, liseli gençlerin ve öğretmenlerin seviyelerine uygun kitaplar hediye ederek “çam sakızı çoban armağanı…” hediyelerimi kendilerine takdim ettim. Bunların içerisinde bir ara bizim bastığımız “şiirler ve marşlar” isimli kitaplar da vardı.

Şiirler ve marşlar, benim ilkokul 3. sınıftan beri hobilerim (beğenilerim) arasında bulunmaktadır. Bunu da ilkokul 3. sınıf öğretmenimizin gayretine borçluyum. Bu konudaki hatıramı sizlere aktararak o gün beni dilhûn (duygulandıran) eden marşı size de okuyacağım.

Eğitici ve öğretici filmleri öğrencilere göstermek için bizi (150–200 öğrenci) bir sinemaya getirdiler ve sinemanın balkon kısmına oturttular. Bu esnada sinemanın salon kısmı da başka okulun öğrencileri ile dolmuş. Biz film ne zaman başlayacak derken salondaki öğrenciler koro halinde marş söylemeye başladılar.

Aman Ya Rabbi… Bu marş ta bu kadar güzel olur muymuş? Bu kadar güzel okunur muymuş? O günkü çocuk halet-i ruhiyem (ruhum) de bu marş gönlümün ta derinliklerine kazındı. Marş Osman Paşa’ya ait bir kahramanlık marşıydı.

  <><><><><><><><>

Tuna nehri akmam diyor,

Etrafımı yıkmam diyor.

Şanı büyük Osman Paşa,

Plevne’den çıkmam diyor.

 <><><><><><><><>

Düşman Tuna’yı atladı,

Karakolları yokladı.

Osman Paşanın kolundan,

Üç yüz top birden patladı.

 <><><><><><><><>

Kılıncımı vurdum taşa,

Taş yarıldı baştanbaşa.

Şanı büyük Osman Paşa,

Askerinle binler yaşa.

 <><><><><><><><>

Sinemadan döndüğümüzün ertesi haftası öğretmenimiz, marşın sözlerini tahtaya yazdı ve bize bunun nasıl söyleneceğini öğretti.

Ben o günden bu yana şiirler ve marşlara büyük önem vermekte ve her fırsatta bunları söylemekte ve söyletmekteyim. Hatta yıllara damgasını vuran gençlik çalışmalarımda bunun bir sloğan haline getirmiş ve “Tuğlaları birbirine bağlayan harç, gençleri birbirine bağlayan marştır” demiştim.

Gençlerimizin ilimle, fenle mücehhez (doldurulmuş) olmalarının yanı sıra maneviyatla ve ahlakla dolu olmaları gerektiğini söylemiştim. Ancak çocuklarımız ve gençlerimiz bununla da kalmamalı onların heyecanları, boş işlere değil iyi ve güzel işlere yönlendirilmelidir. Eğer gençlerimizin heyecanlarını bizler iyiye ve güzele kanalize edemezsek, bilelim ki o heyecan birileri tarafından boş şeylere yönlendirilecek ve gencin ileri hayatında ondan istediğimiz verimi alamayacağız, demektir.

Hemen ifade etmeliyim ki zamanımızın gençleri eski müziklerden değil, rok ve pop müziklerinden hoşlanır deniyordu. Merasim boyunca yanındaki arkadaşları ile konuşmayı sürdüren gençlerin sesi bir uğuldama olarak bana kadar geliyordu. Ancak marşı söylemeye başlayınca önce uğultu kesildi, sonra marş bitince de bir alkış tufanı koptu. Bu da gösteriyordu ki gençliğimiz kahramanlık türküleri ve marşları ile tanıştırılmamıştı. Tanıyınca ona da büyük ilgi ve alaka gösterebiliyorlardı.

 

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası