30 Mart 2017 Perşembe
YOKSULLUK HIZLA ARTIYOR

YOKSULLUK HIZLA ARTIYOR

Nevzat Laleli
Nevzat Laleli


                     Nevzat  Laleli  nlaleli@mynet.com 

Ateş bacayı sardı yazı serisi:5                           

     Dünkü haberlerde, hükümetin işçiye yüzde 3’lük bir zam verdiği belirtiliyordu. Dört kişilik bir aile reisi eğer işçi olarak çalışıyor ve asgari ücret alıyorsa bir ayda eline geçecek para 414 YTL. civarında olacak. Bu insan bu para ile ne yapar, nasıl geçinir? Ne yer ne içer, evladını okula nasıl gönderir, hastasına nasıl ilaç alır? Haberde ayrıca enflasyon farkı da ilave edilecek deniyordu ama ülkemizde enflasyon hesabında kullanılan kalemler genellikle halkın kullanmadığı lüks tüketim malları olduğundan enflasyon yükselişi pek gözükmemektedir. Oradan da yüzde 1 lik bir fark gelecek olursa, işte buyurun size, “insanca yaşama imkânı (!)” Artık sesinizi çıkarmayın

İKİ AYRI İŞÇİ STATÜSÜ

1996-97 yılları arasında daha sonraları “özelleştirilen (!)” POAŞ Petrol Ofisinin yönetim Kurulu üyeliğini yapıyordum. Diğer devlet kurumlarında olduğu gibi burada da iki ayrı statüde işçi çalışmaktaydı. Kurumun kadrosunda bulunan işçiler ki, bunların ücretleri yüksekti. Bunlar sendikalı işçilerdi ve toplu sözleşme haklarını kullanabiliyorlardı. Diğer işçiler ise “Müteahhit’in işçileri” ydi. Onlar devletin yıldan yıla belirlediği “asgari ücretle” yani ölmeyecek kadar bir ücretle geçinmeye çalışırlarken, kurumun bütün ağır işlerini de onlar yapıyorlardı. Müteahhit ise bu işi devletten alırken, ihale yoluyla alıyor, ihalenin kendinde kalabilmesi için rakiplerinden düşük fiyat vermeye mecbur bulunmaktaydı.

Müteahhittin işçisi olmak, 21. asrın köleliğine razı olmaktır. Ve bu yanlışlığın düzeltilmesi, ferdi çabalarla olması mümkün değildir. Ancak yasa ile düzeltilebilecek bu çarpıklık için önce bu yasayı çıkartacak hükümetin kendini IMF’nin kontrolünden kurtarması ve asgari ücretle çalışan bu insanları kendi öz kardeşi gibi görmesi gerekmektedir.

İMF’Yİ İŞİMİZE KİM KARIŞTIRIYOR

Ülkemizin üzerine kara bulut gibi çökmüş bir IMF varken 21. asrın kölelik düzenini değiştirmeniz mümkün değildir. Geçenlerde bir IMF yetkilisinin; “Türkiye’de asgari ücret yüksektir” diye bir konuşma yapması, adamların ülkemiz işçisini öldürmekten beter etmiştir.  Bunlar, ülkemizde nasıl beyanat verebilmekte, ekonomik konulara ait ahkâm kesme yetkisini bunlara kim vermiş bulunmaktadır? Ve bunlar nasıl insandırlar ki, kendi aldıkları maaşın 36’da birini alan bir işçimize “Türkiye’de asgari ücret yüksektir” diyebilmektedirler.

Memur maaşları da yine komik rakamlarla artırılmakta, bütün hayatını çalıştığı dairesine hasretmiş bir memura devlet, “insanca yaşama hakkını” çok görmektedir. Birde işçi emeklileri, Memur emeklileri ve Bağ-kur (özel sektör) emeklileri vardır ki bunlar artık tümden ölüme terkedilmiş bulunmaktadırlar. Yetimleri, öksüzleri varın artık siz hesap edin.

Hükümetlerin (biri hariç) mazereti hazırdır. “Ne yapalım, hazinede imkânlar bu kadardır. Var da vermedik mi?” demektedirler. Be kardeşim, kim dedi size gidin de kendinizi ve milleti İMF’ye teslim edin diye? İşte onlar görevlerini yapıyor ve millete veremediklerinizi alarak, bağlı bulundukları “Irkçı Emperyalizme” götürüp veriyorlar.

Ülkemizde çiftçinin, üreticinin malların, pancarın, tütünün, fındığın, pamuğun ve diğer ürünlerin taban fiyatlarını da İMF belirlemektedir. İMF 400 milyon dolarlık “Milli gelirin” 200 milyon dolarını faiz olarak alacak ve kalan 75 milyon insanın ihtiyacının karşılanmasına harcanacak. Ve tabii işçinin, memurun, çiftçinin eline yine para geçmeyecek.

Bugün ülkemizde çoğunluğu genç olmak üzere 6 milyon insan işsiz, 15 milyon insan aç ve 40 milyon insan fakirliğin acısını çekmektedirler.

İMF’SİZ HÜKÜMET OLMAZ MI?

Diyeceksiniz ki İMF’ye boynunu kaptırmadan ülke ekonomisini yürütecek kimse yok mudur? Bu söz, işçinin, memurun, çiftçinin, emekli ve dulların eline daha fazla para geçmesi ihtimali yok mudur, demektir. Evet, vardır. 1996-97 yıllarında 1 yıl kadar hükümette kalan Refah-yol hükümeti İMF’siz bir ekonomi yürütmüştür. O dönemde işçinin, memurun, emeklinin, çiftçinin eline geçen zam yüzde kaçtı? Hatırlıyor muyuz? 100 alan bir memur 250 almaya başladı. 100 alan bir işci 300 almaya başladı. Toplu sözleşme yapmak için hükümetin karşına geçen işçi sendikası yetkilileri, eski dönemlerde olduğu gibi “biz yüzde 20-25 bir zam isteyelim. Hükümetle pazarlık yaparız. Yüzde 12-15’e de razı oluruz” tavrıyla oturdukları sandalyelerinde, hükümet yetkilisi Sayın Sacit Günbey’in bir anda yüzde 50 zam vermesi karşısında “küçük dillerini yutmuşlar” kendilerini rüyada zannetmişlerdir.

               Bugün işçi, memur, emekli, çiftçi kiminle karşılaşırsanız karşılaşın, o günleri takdirle anıyor ve “biz hala o günün zammıyla ayakta duruyoruz” demektedirler.

O günkü Refah-yol hükümetinde hâkim olan zihniyet “milli görüş” zihniyetiydi. Kendini halkının hizmetkârı olarak görüyordu. Başbakan Sayın Erbakan’ın açıklamalarında, “Biz gardiyan devlet değil, garson devlet yapısını kuracağız” dediğini ümit ederim unutmamışsınızdır. İkinci özelliği de İMF heyetleri Ankara gelip-gittikleri halde onlara randevu bile vermemiştir. Onların hükümetin icraatlarına karışmaklarına da, ekonomimize el uzatmalarına da kesinlikle müsaade edilmemiştir.

REFAH’I TABANDAN BAŞLATMAK

Halkın temelinde işçi, memur, çiftçi, köylü, emekli, yetim ve dulların eline yeterince para geçmeyince onlar esnaftan alış veriş yapamıyorlar. Esnafın kazancı artmayınca o imalatçı ve fabrikatöre yeni siparişler veremiyor. İmalatçı üretimini arttırabilmek için yeni işçi ve eleman alamıyor ve bu “fasit daire” herkesin elini kolunu bağlıyor.

Seçimler yaklaşırken partiler vatandaşın huzurunda vaatlerde bulunuyorlar. Bunların dediklerini alın ve sağlam ölçüyle tartın. Göreceksiniz ki dışından bakınca altın gibi görünen bu partiler ve verdikleri sözler, üzeri “altın kaplanmış metal” den başka bir şey değildir. Başta iktidar partisi AKP ve ana muhalefet partisi CHP… Ve diğerler. Bunların hangisi iktidara gelirse gelsin, dış politikamızı ABD’ye, iç politikamızı ve yasalarımızı AB’ye, ekonomimizi İMF’ye teslim edeceklerdir ve bunu bu günden söylemektedirler. O halde bunların birbirinden farkları nedir? Hangisi iktidara gelirse gelsin milletin kaderi, işsiz kalma, borca esir olma, aç ve açıkta kalma olmayacak mıdır?

Artık bu seçimde birbirlerinin benzeri olan “partilere ve onların icraatlarına bir son vererek” bize özlediğimiz saadet ve refah ortamını getirecek “milli görüşümüzü” iktidar yapmaya karar vermeliyiz.

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası