28 Nisan 2017 Cuma
ÇOCUKLARA MERHABA

ÇOCUKLARA MERHABA

Nevzat Ağabey Milli Gençlikle...
Nevzat Ağabey Milli Gençlikle...

ÇOCUKLARA MERHABA

Nevzat Amca      nevzatlaleli@gmail.com

Çocuklarla birlikte…

Sevgili çocuklar…

“Her zaman büyüklere, ağabeylere, babalara, amcalara, ablalara ve annelere mi yazacağız” dedim ve sizin gibi çocuklara yazılar yazmaya, öğretici ve eğitici hikâyeler anlatmayı ve sizlerle birlikte olmayı istedim.

Çünkü siz bizim geleceğimizsiniz. Bizler ihtiyarlarken, siz çocuklar da birer değerli genç olacaksınız. Bizim, halkımızın ve ülkemizin yönetimini yapacaksınız.

Bilmelisiniz ki siz güçlü olursanız biz mutlu oluruz. Sizin zayıflığınız, birbirlerinizle düşman ve kavgalı olmanız, bizim için en büyük üzüntü olacaktır.

Çocuklar… Güçlü olmanın ilk şartı nedir biliyor musunuz?

Bizleri, analarımızı, babalarımızı, onların ana ve babalarını, dünyamızı ve bütün kâinatı(evreni) yaratan Allah’a inanmak ve ona dayanmaktır.

Çünkü o güçlüdür, hâkimdir… Ona dayananlar da mutlaka güçlü olacak ve hiçbir zorluktan yılmayacaktır.

O zorlukları yenmek için hem Allah’a yalvaracak ve hem de zorlukların üstesinden gelmeye çalışacaktır. Buna şimdi “moral gücü” denmektedir.

Güçlü olan çocuklar ümitsiz olmayacaklardır. Onlar hiçbir zaman “artık bir daha eski gibi olmayacak…” demeyecek ve hiçbir olumsuzluk karşısında ümitsizliğe düşmez, düşmeyecektir.

Onlar bilirler ki; “her şeyi yoktan var eden Allah (c.c – celle celalühü) içinde bulunduğumuz zorlukları kaldırmakla kalmayacak belki bizlere eskisinden daha güzel günler yaratacaktır” diyecek ve geleceğe ümitle bakacaktır.

KÜPE DÜŞEN İKİ KURBAĞA

Biz ilkokula giderken okuma kitabımızda güzel bir hikâye anlatılıyordu. Şimdi böyle hikâyeler göremiyoruz.

Eski evlerimizin mutfağının yanında kiler denilen bir yer vardı. O zaman buzdolabı olmadığından kiler serin bir yer olur ve mutfakta kullanılacak malzemelerin fazlaları konurdu.

Kilerin birine büyükçe bir küp (sert çamurdan yapılmış –testi gibi- içine sıvı konan kap) konmuş içine de ağzına bir karış kalıncaya kadar süt doldurulmuş.

İki yaramaz kurbağa o gün acıkan karınlarını doyurmak için ev sahibinin hiç haberi olmadan bu kilere girmişler.

Derken o süt dolu küpün yanına kadar zıplaya zıplaya gelmişler.

Küpten mis gibi süt kokusu geliyormuş. Kurbağaların ise açlıktan gözleri kararıyor, başları dönüyormuş.

Bir iki başarısız zıplamadan sonra, hooop küpün içine atlayıvermişler.

Başlamışlar kana kana süt içmeye… O kadar içmişler ki artık karınları doymuş ve sıra bu küpten dışarıya çıkmaya gelmiş.

Zıplayıp küpün ağzına ulaşmak istiyorlarmış ama ayaklarının altı süt olduğundan zıplamaları mümkün olmuyormuş.

Çırpınmışlar, sıçramaya çalışmışlar. Ama ne mümkün. Bir müddet sonra yorulduklarını hissetmişler.

Kurbağalardan biri; “Eyvah. Biz buradan kurtulamayacağız” diyerek ümitsizliğe düşmüş. Kendini serbest ve hareketsiz bırakmış ve sütün içine gömülerek ve boğulmuş, ölmüş.

Diğer kurbağa ise, “Allah’a sığınmış, ben buradan kurtulmalıyım diye…” kendine moral vermiş ve ayaklarıyla kollarıyla çırpınmaya devam etmiş.

A… O da ne… Kurbağanın çırpınışlarıyla sütün yüzü katılaşmaya ve kaymak tutmaya başlamamış mı?

Biraz daha, biraz daha… Derken, sütün yüzeyindeki (üstündeki) kaymak gittikçe kalınlaşmış ve katılaşmış.

Kurbağa, kalınlaşan ve katılaşan kaymak üzerine çıkarak küpün ağzına sıçramış. Böylece küpün ağzına ulaşmış ve oradan da yere atlayarak seke seke yuvasının yolunu tutmuş.

Sevgili çocuklar.

Siz, siz olun… Sakın ümitsizliğe düşmeyin. Allah’ı her an anın, ona dayanın, ondan yardım isteyin ve O’na çok çok şükürler edin.

Olur mu?

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası