29 Mart 2017 Çarşamba
YILIN ARDINDAN

YILIN ARDINDAN

GÜNDOĞDU YILDIRIM
GÜNDOĞDU YILDIRIM

YILIN ARDINDAN

YILIN ARDINDAN

İnsanlar yaşamı anlamlandırabilmek için yaşadıkları günleri; haftalar, aylar, yıllar olarak ayırmışlardır. Yedi güne bir hafta, otuz güne bir ay ve üç yüz altmış beş güne bir yıl demişlerdir.

 İşte İki bin on bir yılı o anlam yüklenen yıllardan birisidir.

Her anlamlı yıl gibi bir yıl daha tarihteki yerini alacak, insanların anılarında yaşayacaktır.

Diğer yıllar gibi başlayıp bitmiştir; insanların yaşamında bazen bir tebessüm bazen de bir burukluk bırakarak.

Ülke insanı olarak yaşadığımız yılları çabuk unuturuz. Yaşanan çok önemli olayları hatırlamayız. Kısacası balık hafızalı bir toplumuz.

Geçmişi çok hatırlamayız ama nedense geçmişimizle yaşarız.

Geçmiş ve geleceğe çok önem veririz ama içinde yaşadığımız zamanı yok sayarız. Geçmişinde bir zamanlar gelecekte yaşadığını hiç anlamadan uzar gider günler.

Gelecek yıllara o kadar çok umut bağlar, anlamlar yükleriz ki, tüm sorunlarımızın çözüleceğine, tüm dertlerimizin biteceğine inanırız. İnanmakla kalmaz yaşam biçimi haline getiririz.

Hani hep diğer dünyaya havale ederiz ya birçok şeyi.

Yıllar içinde öyledir hayat; geçmiş ve gelecekten ibarettir, belki de mutluluğu ertelememiz de hep bundandır.   

Bu günü yaşamak, bu yılı yaşamak, yaşamın gerçekleriyle o anda yüzleşmek, ya aklımıza gelmez ya da zorluklarla mücadele etmek korkutur bizi.

Geçmişi anlatırken o kadar abartırız ki, bugünü yaşayamayız. Yaşadığımız günlerin kıymetini bilmez yaşamadığımız günlere bel bağlarız. Hani, ölenin ardından kötü konuşulmaz ya, işte öyledir bizim içinde geçmiş. Derler ya, ah o eski bayramlar… Kendimizle ilgili kurduğumuz cümleleri çok abartırız. Ne der Nasrettin Hoca; “Gençliğini de çok iyi bilirdik.”

Geleceğe yüklenen anlam bizi korku dünyasına iter. “kıyamet günü yaklaştı!”, “bu yıl çok kurak geçecek!”, “hayat çok zorlaşacak”, “iş bulmak hayal olacak”,” savaş çıkacak!”, “dünya çöl olacak” vb. Bu gibi söylemler insanları yarının kaygısına iter bugünü yaşamaktan alıkoyar.  Sonra da bu günü yaşamak haram olur insanlara.

Oysaki doğru olan, bu günü, bu haftayı, kısacası içinde yaşanılan her zaman dilimini en dolu ve en anlamlı şekilde yaşamaktır. Hani dolu dolu denir ya! İşte öyle!

Geçmiş, arık geçmişte kalmıştır.

Gelecek, gelecekte bir gün gelecektir.

Bu gün ise gerçekliği, acısı, tatlısı ile karşımızdadır. Somuttur. Elle tutulur, gözle görülürdür. Bize biz kadar yakındır.  

Bir yıl daha biterken yaşanan olayların kronolojik sırasını vermenin, yılı tarihlerle doldurmanın bir anlamı yoktur. Gündeme damgasını vurmuş olayları hatırlatmanın da gereği yoktur.

Yaşanan yıldan ne gibi bir ders çıkarttık ona bakmak gerekir.

Yaptığımız yanlışların, hataların düzeltilmesi için yaşamımızda ne gibi bir değişiklik yapmamız gerekir onu düşünmeliyiz.

Keşkeler değil somut adımlar atmalıyız.

Vahlar, tühler samimi değildir. Doğru bir yaklaşım da değildir.

Sorunları yarına bırakmak, ertelemek gerçekçi de değil, doğruda değildir.

Değişmelidir insan yarına kalmadan.

Bu günden, şuandan, şimdiden başlamalıdır.

Dünler ve yarınlar kurtaramaz bizi.



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası