14 Aralık 2017 Perşembe
YALAN YANLIŞ EĞİTİMİMİZ!..

YALAN YANLIŞ EĞİTİMİMİZ!..

Hüseyin DÜŞ
Hüseyin DÜŞ


6 Şubat 2012’de Başbakan Erdoğan, ''Fatih Projesi''nin okullarda uygulamaya geçmesi dolayısıyla Sabahattin Zaim Anadolu Lisesinde düzenlenen törene katılmış ve şunları söylemişti:


 ''Bugün, 17 ilimizde, 52 okulumuzda Fatih Projesi start alıyor. İnşallah, bu yılın Eylül ayına kadar 3 bin 657 orta öğretim kurumunda, yani Türkiye genelindeki liselerin yarısında Fatih Projesi'nin kurulumu tamamlanmış olacak. 4 yıl içinde de ülkemiz genelindeki yaklaşık 42 bin okulda, 570 bin sınıfta Fatih Projesi hayata geçecek. 570 bin sınıfla birlikte, kütüphanelerde, laboratuvarlarda, öğretmen odalarında da akıllı tahtaları kuracak, 620 bin akıllı tahtayı okullarımıza, sınıflarımıza, öğrencilerimize kazandırmış olacağız.
  Bizim sevgili öğrencilerimize bir sözümüz vardı. Her öğrenciye bir tablet bilgisayar dağıtacağımızın sözünü vermiştik. İşte bugün, bu sözümüzün de arkasında duruyor, buradan ilk tablet bilgisayarları da dağıtmaya başlıyoruz. Sabahattin Zaim Anadolu Öğretmen Lisemize ilk 200 tablet bilgisayarı bugün vereceğiz. Yine burayla aynı anda, Türkiye genelinde, ilk etapta pilot uygulama olarak, 12 bin 800 adet tablet bilgisayarı da öğrencilerimize teslim ediyoruz.”

   Sayın Başbakan bunları söyledi söylemesine de, peki gerçekte neler oldu?

Zaten milletten alınan vergilerle yapılacak olan bir hizmeti üst perdeden dillendirmeleri ne ilginçtir!..

  Kaldı ki, 2012-2013 öğretim yılında okulların çoğunda ne akıllı tahta ne bilgisayar yoktu. Okullar velilerden bunlar için 150 ila 250 arasında paralar topladılar.

 Birçok veli ve bizlerde doğal olarak şunu sormaktan kendimizi alamadık!..

“Zaten eğitim için vergi ödeyen bizler neden Fatih Projesinin giderini de ödemek zorundayız?”    
“E madem bunların parası bizlerden ayrıca alınacaksa Çooookk kıymeetlii Başbakanımız neden bu Fatih Projesinin yaygarasını yaptı?”

 Birde ücretsiz dağıtılan okul kitapları mevzusu var tabii...

   Bu kadar içeriksiz ve iş olsun diye basılıp dağıtılan okul kitabı olamaz. Ne bir yönlendiricilik nede eğiticilik rolü var!.. Sadece kağıt israfı ve ağaç kıyımıdır bu!.. Öğretmenlerin ekseri çoğunluğu MEB’in verdiği bu kitapları kullanmıyorlar ki, bunda da haklılar. Bende çocuğumun bu kitaplarla eğitim almasını uygun görmüyorum. Öğretmenlerin çoğunluğu yardımcı kitaplar aldırıyorlar velilere.

Şimdi şunu sormak abes mi olur acaba?

  Ücretsiz dağıtılan MEB kitaplarını kimler yayına hazırlıyor, kimler denetliyor?

Aman canım, nasılsa bedava kitap veriyoruz, daha ne istiyorlar, bunu bulduklarına şükretsinler mi diyorlar?

  Bunları basanlar parayı götürüyor. Bu kitaplar beğenilmediği için öğretmenler yardımcı kitap aldırmak zorunda kalıyorlar. Peki bu yardımcı kitapların yayınevi sahipleri kimler, bilin bakalım? Herhalde cevabı biliyorsunuz?  Her şey kılıfına uydurulmuş. Milletten kesilen vergilerle ücretsiz sağlanması gereken eğitim sistemimiz maalesef bir soygun çarkına dönüştürülmüş. Ama ne gariptir ki bunun tam tersi bir reklam yapılıp insanlarımız kandırılmaya devam ediyor…

   Şimdi size 5. sınıflarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabının 20-21. sahifelerinde geçen bir bilgiyi aktarmak istiyorum. Kitapta aynen şöyle deniliyor: “Kelime-i tevhidin söylenişi şöyledir: Lâ ilâhe illallah. Anlamı şudur: Allah’tan başka tanrı yoktur.”

  Gördüğünüz gibi, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’nun, 20.05.2005 tarihli kararıyla 2005-2006 yılından itibaren 5 yıl süreyle ders kitabı olarak kabul ettiği bu kitapta, kelime-i tevhidin ikinci yarısı olan “Muhammedün Resûlüllah” kısmı yok. İlköğretim çağındaki evlatlarımıza, kelime-i tevhidin yarısını öğretip yarısını öğretmemek, “Lâ ilâhe ilallah” dedirtip “Muhammedün resûlüllah” dedirtmemek de, basit bir mesele olarak ele alınmamalı diye düşünüyoruz.

   Bir de insanı sapkınlığa götüren tehlikeli bilgiler var. Şimdi de onların ne olduğuna bakalım.

Biliyoruz ki Allah’ın gönderdiği 4 büyük kitap var: Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim… Ve yine biliyoruz ki, Kur’an-ı Kerim’den gayri diğer kitaplar insanlar tarafından değiştirilmiş ve ilâhîliğini kaybetmiştir. Dolayısıyla, günümüzdeki Tevrat, Zebur ve İnciller Allah’ın gönderdiği kutsal kitaplar değildir. Gerçek böyle olduğu halde, 6. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında bakın ne deniliyor: “Kutsal kitaplar; Kur’an-Kerim, Tevrat, Zebur ve İncil’dir. Bu kitaplar günümüze kadar ulaşmıştır.” (Sa: 98)

  İşte bu bilgi insanı sapkınlığa götürür ve kabul edilemez bir bilgidir. Çünkü Allah’ın gönderdiği Tevrat, Zebur ve İncil, günümüze kadar ulaşmış olmayıp insanlar tarafından bozulmuştur. İnsan eli ile bozulmuş olan bir kitap da asla Allah kelamı olarak kabul edilemez…

  Çünkü İslam inancına göre, Allah kelamı olan bir kitabın Allah kelamı olduğunu kabul etmemek, insanı nasıl iman dairesinden çıkarırsa, Allah kelamı olmayan bir kitabı Allah kelamı kabul etmek de aynıdır. Bu durumda, bu kitapları okuyan yavrularımız îmânî bakımdan çok ciddî bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyorlar.

   7. sınıf Din Kültürü kitabında şu cümlelere de rastlıyoruz: “Allah zaman zaman peygamberler ve kutsal kitaplar göndererek insanları doğru yola iletmek istemiştir. Böylece tarih boyunca Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâmiyet gibi çeşitli dinler ortaya çıkmıştır.” Bu cümlelere de itiraz mecburiyetimiz var. Çünkü Allah’ın -hâşâ-İslâmiyetin dışında Yahudilik, Hıristiyanlık adında çeşitli dinleri yoktur ve bu dinler insanları doğru yola getirmiş de değillerdir. Yegâne hak din İslam’dır. Yahudilik ve Hıristiyanlık ise, Hazreti Musa ve Hazreti İsa’nın tebliğ ettiği hak dinin bozulmuş şeklinin ismidir.

   3 Kasım 2002 seçimleri ile birlikte kendisini Muhafazakâr Demokrat olarak tanımlayan ve bir kitle partisi olduğunu ilan eden AKP 11 yıldan beri iktidardadır. 11 yılda yapmak isteyenler için çok şey yapılır. Bu 11 yıllık iktidar döneminde İslam´ın lehine, Milli Eğitimde atılmış bir tek adımdan söz etmek imkanı yoktur. Atıldığı bilinen adımlar ise Medeniyetler ittifakı, ılımlı İslam, dinler arası diyalog saçmalıklarıdır.

  Bu çalışmalar küreselleşme ve çağdaşlaşma sürecinde inanan insanların gazını almaktan başka bir anlam ifade etmemektedir. Bu kanaatin kuvvetli delilleri vardır.  Bu delillerden birisi de şüphesiz 2012-2013 Öğretim yılı için okulların açıldığı ilk hafta dağıtılan "İlköğretim Türkçe 8 ders kitabı ve İlköğretim Türkçe 8 çalışma" kitaplarıdır. İlköğretim Türkçe 8 ders kitabının ilk konusu "Meraklı Pandora ve Konuşan Sandık"tır. Bu parçada Epimetheus ile karısı Pandora´nın hikâyesi anlatılmaktadır. Hikâye: "Günlerden bir gün Pandorayla Epimetheus yine sevinç içerisinde dans edip oyun oynarken Haber Tanrısı Hermes´i gördüler. Hermes tanrıların, özellikle de Tanrılar Tanrısı Zeus´un habercisiydi..." şeklinde devam edip gidiyor.  İlköğretim Türkçe 8 çalışma kitabının 15. sayfasında bu metnin analizini yapmak üzere öğrencilere yöneltilen sorular ise şunlardır:  1- Hermes´in yerinde olsaydınız Pandora ve Epimetheus´a karşı tepkiniz ne olurdu? 2- Tanrılar Tanrısı Zeus´un yerinde olsaydınız Pandora´yı sandığı açtığı için cezalandırır mıydınız? Nasıl bir ceza verirdiniz?  Yani çocuklarımıza "siz tanrı olsaydınız ne yapardınız" denmek isteniyor. İnsaf, insaf, insaf...

   Halkının %99´u Müslüman olan, Cumhurbaşkanının, Başbakanının, Milli Eğitim Bakanının Müslüman olduğu bir ülkede, Müslüman milletin çocuklarına böyle sorular sorulabilir mi? Böyle kitaplar okutulabilir mi? Bu ülkede okutulan kitapları müfredat ve içerik bakımından inceleyen Talim Terbiye Kurulu böyle kitablara onay verebilir mi?  Talim ve Terbiye Kurulu okul kitaplarını Müslüman milletin inanç değerlerine aykırı unsurlardan temizlemeyecekse bu işi kim ve hangi kurum yapacaktır?

 Kalın sağlıcakla kıymetli dostlarım…

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası