17 Ağustos 2017 Perşembe
YALANCI MAĞRURLAR BİZE YABANCI

YALANCI MAĞRURLAR BİZE YABANCI

Hüseyin DÜŞ
Hüseyin DÜŞ


Son 10 yıldır yanlış politikalar ve AB istiyor diye çıkarılan yasalar sonucu Türkiye batı’nın Ortadoğu’daki taşeronu haline geldi. Ve yeniden şekillendirilmeye çalışılan Ortadoğu İslam devletlerine örnek gösterilen ancak keşke gösterilmese dediğimiz AKP modeli bir Türkiye’miz var!..

Bizi biz yapan ve dimdik ayakta tutan aile kurumumuz çökertildi. Ahlak ve maneviyat yönünden buhranları yaşıyoruz. Geleceğimizin teminatı olması gereken genç nesillerimiz uyuşturuluyor. Tarım ve hayvancılığımız bitti bitiyor. Zam ve vergilerde ise dünya şampiyonluklarına koşuyoruz.

Ben bir Müslüman olarak, fikirlerinin çoğunu, inancını tasvip etmesem de, doğru söyleyenin sözüne doğru demek gerektiğine inanıyorum. Hem bu konuda Hz. Ali’nin (r.a) bir sözü de bu düşüncemi pekiştiriyor. Şöyle söylemiş Peygamber Efendimizin damadı olan o güzel ve yiğit insan; “Doğru söz nereden gelirse gelsin alınız. Söyleyene değil, söylenene bakınız.”

Aziz Nesin’in çok konuşulan bir sözü olmuştu hatırlarsanız. “Türk insanının çoğunluğu aptal!..” demişti…  Şimdi, ülkemizin şu yakın zamandaki insanlarının anlayış kıtlığına, düşünce ve feraset fukaralığına bakınca Aziz Nesin’in sözlerini kulak arkası etmenin pekte mümkün olmadığını düşünüyorum.  

Halbuki gerçek inanç ve imanın temsilcisi olan Müminlerin Kuran-ı Kerim’deki ikazlar çerçevesince, düşünce ve fikir zengini olması gerekmez mi? Ne diyor Rabbimiz bizlere?

“Düşünmez misiniz? Akletmez misiniz?”

Düşün bakalım ey millet!.. Sana, yoksulluğu bırak, açlık sınırının dahi altındaki asgari ücret ile hayatını sürdürmeni telkin eden, buna mecbur eden hükümet mensupları, danışmanları acaba günde bir asgari ücretlinin aylığı tutarındaki paraları harcarken seni hiç düşünüyorlar mı?

Asıl işim olan eğitmenlik dolayısıyla her ay yüzlerce yeni insanlarla temasa geçiyor ve bir kısmıyla tanışıp sohbetler ediyorum. Bunların arasında eğitim, gelir, inanış ve siyasi görüş olarak çok farklı insanlarda oluyor. Ama bu farklılıklara rağmen ortak olan bir şey var ki, oda ekonomik çöküş, gelir ve hukuk adaletsizliği konularındaki endişe. Geçim sıkıntısı en başı çekiyor. Daha düne kadar ev hanımı olan birçok kadınımızın ifadesi aynen şöyle; “10 sene öncesinde sadece eşimin maaşıyla geçinebiliyorduk. Şimdi bende çalıştığım halde ayın sonunu zor getiriyoruz.”     

Bizzat devlet verileriyle ortadaki ÇOOKK BÜYÜK ve ÇOOKK GÜÇLÜ dedikleri Türkiye’mde manzara şu;

3 milyon insanımız aylık= 0 ile 270 TL arası bir paraya mahkum edilmiş.

4 milyon insanımız aylık= 270 ile 550 TL ye mahkum yaşıyor.

7 milyon insanımız aylık= 950 TL (yani asgari ücret) e mahkum.

1 milyon insanımız aylık= 950 ile 1500 TL arasında ücret alabiliyor.

 

Düşün bakalım ey millet!.. Açlık sınırı 1500 TL olan ülkemde 15 milyon insan açlık sınırının altında bir gelirle hayatını idameye çalışıyorken, beyefendiler çıkmış birde utanmadan kişi başına geliri 10 bin dolar’a çıkarttık diyorlar!.. Peki sen ne diyorsun. Önümüzdeki seçimde sen ne diyeceksin ey millet?

Yeni kurulan bakanlıkların sadece Ankara’daki hizmet binalarına ödenen kiralarının aylık tutarı 8 milyon TL. Senede vergileriyle 100 milyonu geçen bir fatura hepimizin sırtına yükleniyor. Ve bu durumun kaç senedir devam ettiğini de var sen hesapla…

“Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirtmeyiz.” diyenler kaz tüyü yastıklarında değil, o hakkına girdikleri yetimlerin tüylerinin üzerinde yattıklarını bir gün elbette anlayacaklar. Hesap gününü bir düşünseler!..

Yalancı Mağrurlar Bize Yabancı!..

Bize o kadar yabancı ki, bu yalancı mağrurlar, zam yapıyorlar adı zam değil fiyat uyarlaması oluyor. Ama bizim kesemizi, geçimimizi sağlayacak şekilde bir uyarlama yapmayı hiç düşünmüyorlar. Milleti rahatlamaya gelince size verecek paramız yok diyorlar, ama on milyarlar harcayıp kaçak saray dikebiliyorlar!..

Efendim hiç mi iyi bir şeyler yapmamışlarmış? Yapmaz olurlar mı hiç! Doğmamış torunlarımızı bile borçlandırmayı çok iyi becerirlerken, kendi torunlarının ise servetler içinde yaşamasını garanti ettiler. Ama arkadaş, o kadar yollar, köprüler, metrolar yaptılar ya!.. Hükümete geldiklerinde devraldıkları Türkiye’nin iç ve dış borcu olan 220 milyar TL’yi, 700 milyar TL’ye çıkararak hani argo tabirle “Bu kadarını dedemde yapardı” diyoruz bizde bunu bize söyleyenlere…    

Şimdi muhalefet partileri vatandaşa seçim öncesinde değişik vaatlerde bulununca AKP hemen itiraz edip; “Peki bunu nasıl yapacaklar, nereden kaynak bulacaklar?” demeye başlıyor.

Yani diyor ki hükümet; yav arkadaş, elde avuçta satacak devlet kurumu kalmadı, Türkiye’yi o kadar borç batağına soktuk ki borç alacak yerde kalmadı. Nasıl olacak bu iş? Bak bu konuda doğru söylüyorlar işte. Sadece devletimiz değil vatandaşımızda borç batağında. 10 sene evvel vatandaşların kredi borçları toplamı 10 milyar TL iken şimdilerde 200 milyar TL’ye ulaşmış maalesef.

 

Sonuçta hem geçim sıkıntısı hem manevi boşluk ve bağımlılıklar yüzünden mahkemeler dolup taşıyor. Aileler dağılıyor. Cinnet ve intiharlar artıyor. Ve güzel ülkem Türkiye, AKP’nin yaptığı dünyanın en büyük Adliye sarayları ve yine en büyük Hapishanelere mahkum edilmiş durumda. Ve ne yazık ki bu koskoca Adliyelerin ve Hapishanelerin dahi yeterli olamadığı buhranları yaşar hale gelen canım TÜRKİYEM…  

Milletimiz bu kez inşaAllah, Milli İttifak fırsatını iyi değerlendirip kendi kurtuluşuna giden yolu tayin edebilir.  Şimdi değilse ne zaman? Ey millet düşün bakalım!..

Adil Düzen ve D8 ile izzet, refah ve şeref mi, yoksa AB ve Gömleksizler ile yokluk, sefalet ve yok oluş mu?  



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası