19 Ağustos 2017 Cumartesi
Faşizm’in Gerçek Yüzünü Anlatabilmek

Faşizm’in Gerçek Yüzünü Anlatabilmek

Mehmet KIZILKAYA
Mehmet KIZILKAYA


Faşizm: İlk olarak Benito Mussolini tarafından Ulusal Faşist Parti’nin kurulmasıyla ortaya çıkan, 20.yüzyılın başlarında Benito Mussolini’nin sistemini örnek alarak doğan nasyonal sosyalizm ve falanjizm gibi akımlarla güçlenen; otoriter devlet üzerine kurulu bir radikal milliyetçi yönetim sistemidir.

Dünya 20.yüzyılda gördüğü en değişik ve en tehlikeli faşist rejimleri ( Almanya’nın Hitler’i, İtalya’nın Mussolini’si, İspanya’nın Francosu, Şili’nin Pinochet’i, Endonezya’nın Suhartosu ) ve daha birçok sayamadığımız bir çok tehlikeli faşist rejimleri incelemek, faşizm’in gerçek yüzünü ortaya çıkarmak gerekir.

Tabi 20.yüzyılın gördüğü tehlikeli faşist rejimlerin sonrasında 21.yüzyılda da aynı şekilde bu faşist rejimlerin nasıl takip ettiklerini de her geçen gün daha çok ortaya çıkmaktadır. Geçmişte ki faşistleri takip eden ülkelerden de bazıları şunlardır. İran’ın yaptığı faşizan uygulamalar, Türkiye de yapılan faşizan uygulamalar, Siyonist Faşist İsrail’in yaptığı faşizan uygulamalar,  hepsin de birer faşistlik vardır.

Faşizm’in gerçek yüzünü sizlere şöyle sıralayabilirim.

İnsan haklarının hor görülüp aşağılanması; Karşı taraftaki düşmanlardan barbarlardan faşistlerden korku ve güvenlik ihtiyaçları sebebiyle, faşist uygulamalar ve faşist rejimler altındaki insanların, ihtiyaçları gereği belirli durumlarda insan hakların göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. Bundan dolayı da insanların işkencelere, siyasal suikastlara, yargısız infazlara, uzun süreli gözaltı uygulamalara karşı da başını başka bir tarafa çevirme, döndürme, hatta bunları onaylama eğiliminde kalmalarıdır.

Güçlü olma ve sürekli bir milliyetçilik; faşist rejimlerin, faşistlerin sürekli olarak semboller, marşlar, sloganlar ve diğer ıvır zıvırları kullanma eğiliminde olanlardır.

Ordunun ve militarizmin kendilerince yüceltilmesi; Yaygın olarak yerel sorunların fazla olduğu dönemlerde, hükümetlerin bütçelerinden aşırı miktarlarda paylar verilir ve yerel gündemlerde göz ardı edilir. Ordu ve asker hizmetleri alabildiğini yüceltilir.

En büyük kitle iletişim araçlarının kontrolleri altına alınması; Kimi zaman medyanın hükümetler tarafından doğrudan kontrol edilmesi söz konusuyken (ki çoğu zaman bizi doğrudan kontrol etmektedirler), diğer durumlarda dolaylı olarak diğer mevzuatların, genelgelerin, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir.

Ulusal güvenlik takıntısı; Korku hükümetler tarafından, kitlelerin üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.

Cinsel ayrımcılıkların şahlanışları; faşist ulusların hükümetleri, neredeyse bütünüyle erkek egemen olma eğilimindedirler. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rollerin de daha katı bir hale getirilmiştir. Özellikle de homofobi ve kürtaj karşıtlığı da had safhada olmuştur.

Din ve yönetimlerin iç içe geçmesi durumları; faşist ulus hükümetlerin, ulus içerisinde ki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmeleri için bir araç olarak kullanmaktadırlar. Dini retoriğin ve terminolojisi, dinin ana doktrinleri faşist hükümetlerinin politikalarına yahut eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır.

Emek güçlerinin baskılar altına alınması; faşist hükümetlere karşı tek gerçek tehdit emeklerin örgütsel gücü olduğundan, işçi sınıfların sendikaların ya tamamıyla saf dışı ederler ya da şiddetli baskılar altına alırlar.

Özel sermaye güçlerinin her zaman korunması; faşist uluslardaki sanayinin ve iş aristokrasilerin, her zaman ve her sıklıkta hükümet liderlerini iktidara getiren kesimlerdir. Bunu da hükümet ile iş dünyasındakilerle karşılıklı çıkarlara dayalı ilişkiler tesis edilerek ve belli bir iktidarın elitlerini yaratarak yaparlar.

Yozlaşmalar da ve adam kayırmalarda sınır tanımamalar; faşist rejimler her zaman her durumda, yönetim kadrolarına birbirlerine atamaları yapılarak hükümetlerin güç ve otoritelerini onları hesap vermekten korumak amaçlı kullanan bir grup ahbapları ile müttefikleri taraflarından yönetilmektedir. Ulusal kaynakların hatta hazinenin tahsisi ve bunların hükümet liderleri tarafından da net bir şekilde gaspçı, faşist rejimlerde rastlanılmayan bir oldu değildir.

Suçlarla birlikte cezalandırmalarla baskılar altına almak; faşist rejimlerin içerisin de, polislere askerlere ve de diğer emniyet güçlerine zorla uygulamaları amaçlı neredeyse sınır tanınmayan ve de sınırsız yetkiler verilmektedir. İnsanlar ve de toplum genel anlamda, polislerin suistimallerine göz yummaları hatta vatanseverlikleri adına sivil özgürlüklerden feragat etmelerine de razı olurlar. Faşist uluslarda, sınırsız güçlere sahip ulusal bazında büyük bir polis kuvveti vardır.

Aydınların sanatçıların ve de sanatın küçümsenmesi; faşist ulusların, akademi ve de yüksek öğrenime karşı açık bir düşmanlık körüklemekle beraber teşvikte ederler.Akademisyenlerin profesörlerin sansürlere uğramaları, hatta tutuklanmaları bile yaygındır. Sanatçılar ve sanatta bulunan ifade özgürlükleri açık bir şekilde baskılar altında olmakla birlikte hükümetler genellikle sanat alanına bütçeler ayırmayı reddederler.

Son olarak da neredeyse bütün faşist hükümetler de bulunan hileli seçimler durumu; faşist uluslardaki seçimlerin çoğu kez göz boyama amaçlı yapıldığını görebilmekteyiz. Başka zamanlardaysa seçimlerin, çamurların atıldığı kampanyaları, muhalefet adaylarının suikastlara gitmeleri, öldürülmeleri, seçmen oylarının ve de seçim bölgelerinin kontrolleri için yasama kurumlarının hepsinin alet edilmeleri ve ayrıca bunlar medya manipülasyonları gölgesinde yapılması da görülmektedir. Faşist ulusların, tipik bir şekilde kendi yargı sistemlerini seçimleri manipüle edebilmek ya da kontrol edebilmek amacıyla kullanırlar.

Burada da şunu da söylemeden bitirmeyeceğim.

 Günlük yaşamımızın en küçük hücresine dahi kendi varlıklarını aşılamak isteyen egemen sınıfların, sömürücü ve baskı aracı olan devletleri tepeden tırnağa faşist karakterlerde örgütlenmiş olup, bu bağlamda da faşizm, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesin de zaman zaman ortaya çıkan değil; süreklilik arz eden bir olgu halini almış bulunuyor.

Bu yüzden de devletlerin faşist nitelikleri değiştirilmeden ( Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi bunlara dahil olmak üzere ) demokratikleşme asla ama asla mümkün değildir.

 

 

“Mehmet KIZILKAYA”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası