30 Mart 2017 Perşembe
Ortadoğu Bölgesinin Beyin Gücü Olan Türkiye "Çözüm Süreci" ile Barışı Yakalar mı?

Ortadoğu Bölgesinin Beyin Gücü Olan Türkiye "Çözüm Süreci" ile Barışı Yakalar mı?

Mehmet KIZILKAYA
Mehmet KIZILKAYA


Ortadoğu Bölgesinin Beyin Gücü Olan Türkiye "Çözüm Süreci" ile Barışa Yaklaştı mı sorusunu sormamız da ki sebebin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarında neredeyse üç yıla yakındır Kürt sorununun, problemlerinin çözümü, bu çözümle barışın gelmesi için büyük bir süreç başlatılmıştır. Hepimizin de bileceği büyük bir gerçek vardır. Bu gerçek şüphesiz ki çözüm sürecinin mimarlarından olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır. Geçmişte ki Hükümetlere, Başbakanlara ve de Cumhurbaşkanlarına nazaran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın göstermiş olduğu cesaret ve de kararlılıkla hem Kürt siyasetçilerinin hem de kamuoyu tarafından açık bir şekilde de alkışlanmıştır. Bunların arasında da geçmiş zamanlarda siyaset yüzünden hapis yatmış olan Leyla Zana ile HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) bazı Milletvekillerinin de belirtikleri gibi bu kanı durduracak olan ve çözüm süreciyle birlikte barışı getirecek olan kişilerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve de Abdullah Öcalan'ın olduğunu açıkça savunmaktadırlar.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Abdullah Öcalan'ın göstermiş oldukları kararlılık gerek farklı çevrelerden gerekse farklı dinamiklerin çözüm sürecine olan inançlarının bu yöndeki olumlu tavırları bütün ezilmişleri, bütün mazlumları, bütün Türk ve Kürt kardeşleri umutlandırdılar.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesin de yaşayan, yaşamış olanlar ve de yaşamakta olan bütün halklar kan ve göz yaşına doymuş olmakla birlikte bombaların, mayınların, ölümlerin yerine ovalarımızda dağlarımızda bahçelerimizde barışın simgesi olan güllerin açılmasını istemektedirler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan'ın çözüm sürecini başlatmalarıyla beraber çözüm sürecinde ki adımların her geçen gün daha çok ortaya çıktığı da büyük bir gerçektir. Çözüm süreciyle birlikte birçok Kürtçe televizyon kanallarının açılması, resmi kurumlarda Kürtçe konuşulmasının serbest olması, 90'lı yıllara nazaran gerçekten daha doğru daha sağlam daha gerçekçi adımların atıldığı da gözlerden kaçmamaktadır.

Aslında şöyle bir şeyin de gözlerden kaçmaması gerektiğini düşünüyorum ki o da şudur. Bu konuda aslında perdenin arkasında kalan ciddi problemlerin sürekli olarak göz ardı edildiği de görmemiz gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde bütün halklar otuz yıldan beridir süren çatışmaların, akan kanların, akan gözyaşlarının artık durmasını istemektedirler. Çözüm süreci boyutunda öyle ki mütabakata varılan noktada Kürtlerin kendi açılarından şimdiye kadar herhangi bir konuda beklentilerini karşılamadıkları da dile getirmektedirler.

Başlatılan çözüm sürecinde Kürtlerin ortak taleplerinin aşağıda vereceğim maddelerden olduğu da gözlerden kaçmamaktadır.

Öncelikli olarak Abdullah Öcalan başta olmak üzere birçok kişi ve kişilere genel affın olması ve siyaset yollarının açılması talepleridir olması.

Bir diğer talebin Siyasi tutukluların genel manada bir affın çıkartılıp serbest bırakılmalarıdır.

Bir diğer talepleri kendi anadillerinden güzel bir eğitim olmasıyla beraber Kürtçenin ikinci resmi dil statüsüne getirilmesidir.

Bununla birlikte Kürt Halkı için en önemli olan bir diğer talebin de Ortadoğu'nun beyni gücü olan Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi topraklarında bir Özerlik istemeleridir.

Öyle ki saydığım bütün taleplerin hepsi de Kürt Halkı için kırmızı çizgelerden ibarettir. Görünen o dur ki bu taleplerin dışında kalan her şey teferruattır.

Abdullah Öcalan, HDP (Halkların Demokratik Partisi) ve de Kandil üçgeninden meydana gelenlerin bu kırmızı çizgilerin aşılmaması durumunda yürütülen çözüm süreci ile kalıcı bir barışın sağlanmayacağı düşüncesindeler.

AK Parti Hükümeti'nin HDP'ye (Halkların Demokratik Partisi) Kandil (PKK) ile aranıza bir sınır koyulmasını ve de PKK'nin (Kandil) Terör Örgütü bir grubun olduğunu ifade edilmesini istemektedirler. Görünen o dur ki Hükümet, Halkların Demokratik Partisi olan (HDP) ile Kandil'in (PKK) arasında ki kan bağlarını görmezden gelmektedir. Öyle ki bu iki unsuru da şöyle açıklayabiliriz. HDP ile PKK iki elmanın yarısı pozisyonundalar. Sanırım AK Parti Hükümeti'nin bu talebi Kürt Halkı, PKK ve HDP tarafından çok da karşılık bulmamaktadır. Kürt Halkı, PKK ve de HDP (Halkların Demokratik Partisi) Çözüm Sürecinin gerçekten sağlam zeminlerde yürütüldüğü gerçekliğine de çok inanmamaktadırlar.

Ortadoğu Coğrafyasının bu kadar ateş çemberinin içerisindeyken Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde yürütülmekte olan çözüm sürecinin etkisiyle barışın sağlanması hem dış mihraklar hem de iç mihraklar tarafından engellenmeye devam edileceği gerçekliği de görmemiz gerekir.

Ortadoğu Bölgesinin motor gücü olan Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi, dış ülkelerin birçoğunun hedefinde olup başta Siyonist İsrail'in, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri hedefindedir. Dış mihrakların oyunlarına gelinmemelidir. Ortadoğu Bölgesinin en verimli topraklarına sahip olan Türkiye'nin çözüm sürecini başarılı bir şekilde sürdürülmesi gerekir. Dış ve iç mihrakların meydana getirdikleri sinsi oyunlarını hep birlikte bozmalıyız. Bu sinsi oyunlara karşı hep birlikte mücadele edip çözüm sürecinin, barış sürecinin umutla devam etmesi için çaba göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Nihai sonuca ulaşması da hepimizin ortak talebi olmalıdır.

7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak olan genel seçimlerde HDP'nin (Halkların Demokratik Partisi) kesinlikle TBMM'ye (Türkiye Büyük Millet Meclisi) girmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Neden mi?

Hepimizin de görmesi gereken bir doğru vardır. HDP'nin (Halkların Demokratik Partisi) TBMM'ye girmemeleri kendi kitlelerini temsil edemedikleri anlamı taşır, öyle ki çözüm sürecinin sekteye uğraması da kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde yaşamakta olan bütün Halklar çözüm sürecinin başlatıldığı tarihten beridir ki artık herkes Türk'ü, Kürd'ü, Laz'ı, Çerkez'i ile geleceğe daha umutlu bir şekilde bakmaya başladıklarını da görebilmekteyiz.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde yıllardan beri Kürtleri inkar edenlerin, Türk ve Kürt Halkını karşı karşıya getiren güçlerin artık hiçbir şekilde başarıyı elde edemeyeceklerini anlamaları gerekir.

Çözüm süreciyle beraber Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi coğrafyasına barış getirenler, katkı sağlayanlar ve de çözüm süreci nihai sonuca ulaştıranların adları tarihe altın harflerle yazılacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde yaşayan, yaşamakta olan bütün halkların dillerin, dinlerin, ırkların ayrımları gözetmeksizin eşit haklara sahip olacak şekilde, demokrasi çerçevesinde, çözümün getireceği barış dolu günlerin gelmesi dileğiyle...

 

"Mehmet KIZILKAYA"

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası