12 Aralık 2017 Salı
Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü Olan "1 Eylül"

Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü Olan "1 Eylül"

Mehmet KIZILKAYA
Mehmet KIZILKAYA

Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü Olan "1 Eylül"

Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü olan “1 Eylül’e” , her zamankinden daha çok daha fazla ihtiyaç duyduğum bir zaman dilimindeyiz. Dünyanın değişik bölgelerinde özellikle Ortadoğu bölgesinde ki ülkelerde yaşanan savaşların katliamların ve kaosların gölgelerin de barış gününü kutluyoruz. Bütün insanlığın ve özellikle dökülen kanların, yapılan katliamların merkezi haline gelen  Ortadoğu ülkelerinde ki toplumların ortak ideali olan barışa, kardeşliğe ve huzur dolu yarınlara ulaşmak için herkesin bir kez daha düşünmeye ihtiyacı vardır.

Üzerinde yaşadığımız toprak coğrafyasında kan gölleriyle beraber duman kokularıyla yanarken bu topraklar, dünya barış günü kapımıza geldi çattı ; " 1 Eylül Dünya Barış Günü". İsmi ne kadar çok güzeldir, özünde olmakla beraber çok güzel, tadı da başka güzeldir barışın. Fakat ne yazıktır ki o barışın en güzel günü olan 1 Eylül’ün içi son yıllarda bomboş olmakla beraber, ciddi anlam da savaş günlerine gözyaşı günlerine katliamların olduğu günlere dönmüş bulunmaktadır.

1 Eylül’de bir günlüğüne barışı sevenler, savaşı sevmeyenler, savaş istemeyenler ve barışsever insanların ortaya çıktığı gün olacaktır. Yüksek perdelerden barış nutukları atılacaktır her saat. Ama ya yarın, ya diğer zamanlar, diğer günler ne olacak? Yarınların, gelecek zamanların hepsi unutulup gidecektir. Hatta barış türkülerinin söylendiği dakikalarda ve yüksek perdelerin arasından söylenilen barış nutukları dünyanın herhangi bir yerinde, belki de en yakınlarımızda Ortadoğu topraklarında, Mezopotamya da silahlar yine kan kusacaklar. Körpecik, minnacık bedenler yok olmakla beraber, yeniden ve yine binlerce milyonlarca yürek yanacak.

Barış bireysel değildir, toplumsaldır ve hatta hepimizin de bildiği gibi evrensel büyük olgudur. Eylemlerin de değil, tüm yeryüzü coğrafyaların da bütün halkların şiddetle gereksinim duydukları büyük bir sevdadır. Bundan dolayıdır ki; savaşlara karşı hepimizin duruşu nasıl ise, barışı savunmamızda ki duruşumuz topyekun bir olmalıdır. Barışa haykırdığımız sesimizle, savaş çığırtkanlarının kötü olan seslerini hep beraber boğamıyor eğer, yeryüzüne barışı sağlamamız, barışı elde etmemiz gerçekten de çok zor bir hal almış olur.

Yeryüzü üzerinde, bütün ülkelerde, bütün Ortadoğu’da ve Mezopotamya da barışı egemen kılmamızın en önemli yolu, barışa olan inançlarımızı ciddi manada güçlendirebilmemiz, sevgilerimizi, güçlerimizi ve yüreklerimizi birleştirme yolundan geçmektedir.

İnsanları sevdiğimiz zaman diline, dinine, rengine ve ırkına bakmaksızın, Yüce Rabbimiz yarattığı için, insan oldukları için hepimiz sevmeliyiz. İnsan olarak yeryüzüne gelişimizden kaynaklı olarak haklarımızı birer birer eşitlemeyi bilmeliyiz. Yüreklerimize insanlarımızın arasına nefret ve kin tohumları değil, kardeşlik sevgi ve dostluk çiçeklerini ekmeliyiz ki; çiçekler yeşerdikçe büyüdükçe kardeşlik ve barış duygularımız da büyüyerek her tarafa kök salsın, bütün dünyayı bütün Ortadoğu’yu bütün Mezopotamya’yı sarsın ilerlesin. Bir arada kardeşçe yaşamanın bütün koşullarını oluşturmakla kalmayıp, bu yolda hepimiz elimizi taşın altına koyup çalışmalıyız. Barışı sağlamanın, barışı elde etmenin başka hiçbir yolu yoktur. 

Arap Baharı olarak nitelendirilen ve daha sonrasında da  emperyalist güçlerin ve emperyalizmin suyuna kaptırılan özgürlük mücadelesinin Mısır, Libya, Tunus ve son olarak da Suriye ve Irak’ta yarattıkları tahribatların sonuçları ortada görülmektedir. Bugün Ortadoğu Ülkeleri toprakların da olan Suriye ve Irak’ta yaşanan bunca vahşetlerin acımasızlıkları ile devam etmekte olup büyük savaşların ve katliamların eşiğine gelmiş durumdadır. Ne acıdır ki, utanarak söylemek isterim ki Ortadoğu’nun beyin gücü ve motoru olan ülkemiz ve dünyadaki diğer bütün emperyalizmin taşeronları da aynı şekilde bu savaşa ve katliamlara su yerine benzinle katılmaktan geri kalmamaktadır.

Barışı savunmak varken, katliamlara ölümlere ve savaşlara çanak tutmak ne demektir?

Savaşlarda savaşan insanların değil, savaşı çıkaranların kazandıkları gerçeği de ne yazık ki görülmemektedir.

Barışı seven yürekler, bu savaşları katliamları ve çıkaranları kınarlarken, Ortadoğu bölgesinde ve bütün dünya ülkelerinde barışı sağlamak adına, savaşlara, katliamlara karşı barışı egemen kılmamız adına hepimiz seslerimizi daha güçlü ve daha baskın bir hal alacak şekilde çıkarmalıyız.

Emperyalizmin ve emperyalist güçlerin oyunlarına gelmeden, inanç ve ırk, dil, din sömürücü olanlara alet olmadan, barışa olan bağlılığımızı ve sevdamızı her zaman diri tutmalıyız.

Barış, tadımlık olan bal kutusu değildir. Barış yeryüzünde var olduğu sürece su gibi, hava gibi, yediğimiz ekmek gibi bütün yaşamsal anlamda ve alanlar da olmazsa olmazımızdır.

Barışın olmadığı yerde, yaşam da yok demektir.

İnsan savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı gibi bir dava uğruna ölse daha iyi değil midir? Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları, barış için de vermeye hazır olmalıyız.

Bir gün gerçek barışın geleceği umudunu koruyarak her zaman olduğu gibi tüm dünyada ve özellikle kan göllerine çevrilen ve katliamların yapıldığı Ortadoğu'da hep birlikte barışı dileyelim.

İnadına barış, inadına kardeşlik!

Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü olan 1 Eylül;

Bütün dünya halklarına kutlu olsun…

 

 “ Mehmet KIZILKAYA “




 

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası