27 Mayıs 2017 Cumartesi
Cennetin Kapılarını Bizlere Açan "Anne ve Babamız"

Cennetin Kapılarını Bizlere Açan "Anne ve Babamız"

Mehmet KIZILKAYA
Mehmet KIZILKAYA

Cennetin Kapılarını Bizlere Açan "Anne ve Babamız"

Cennetin kapısını bizlere açan annelerimize ve de babalarımıza karşı asi olursak eğer; hiçbir şekilde, hiçbir zaman cennetin o güzel kokusunu alamayız.

 

Modern zamanın içerisinde belki de kıymetlerinin en az bilinen, değerleri her daim öldükten sonra anlaşılan, belki de o zaman bile yeteri bir şekilde anlaşılamayan, kendilerine hürmet konusunda kusur edilmemesi gereken baş tacı olan varlıklardır anne ve babamız.

 

Alemlerin Rabbi olan Cenabı Allah (c.c), bir çok ayette anne ve babaların hakkını ve de onlara nasıl davranılması gerektiğini sürekli olarak belirtmiştir.

 

(17 / İsra 23 ile 24) şöyle belirtmiştir:

 

“Cenabı Allah’ın, sadece kendisine kulluk etmemizi, özellikle de anne ve de babamıza iyi davranmamızı kesin bir şekilde emrediyor. Onlardan birinin ya da her ikisinin de bizlerin yanında yaşlanırsa, kendilerine hiçbir zaman “of!” bile demememiz gerektiği; onları hiçbir zaman azarlamaya kalkmamamız gerektiği; her ikisine de güzel sözler söylememiz gerektiğini bildiriyor. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerilerine her daim kanat germemiz gerektiğini belirtiyor. Her daim dua etmemiz gerekir. “Ya Rabbim! Annemin beni karnında taşıdığı günden ve büyüdüğüm zamana kadar ki süreçte ve de aynı şekilde babamın da küçüklüğümde beni nasıl güzel bir şekilde yetiştirmişlerse, şimdi de sen de onlara öylece, güzel bir şekilde rahmet et” diyerek her daim dua etmemiz gerektiğini bilmemiz ve de öğrenmemiz gerekir.

 

Yüce Yaradanımız olan Rabbimizin katında en makbul ibadetlerin vaktinde kılınan beş vakit namazla anne ve babaya yapılan iyilikler olduğunu haber veriyor Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v). Hakkını verebilenler için anne ve de babalar affa vesile olup, cennete girebilme sebebidir.

 

Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) biri gelerek şöyle sordu:

 

Ya Allah’ın Resulü! Acaba ben annemin hakkını ödeyebildim mi?

 

Allah’ın Resulü Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v):

 

“Hayır! O anne seni karnında taşırken çektiği bir sancının, seni doğururken duyduğu tek bir acının karşılığını dahi ödemiş değilsin” diye cevap verdi Efendimiz.

 

Anne ve babasına itaat eden kimselere şu müjdeler vardır:

 

Her kim ki anne ve de babasını kendilerinden razı ederek sabahlar ise; o kişiler için Cennetten iki kapı açılır. Onları razı edip akşamlar ise; yine aynı şekilde Cennet’ten iki kapı açılır. Kim ki anne babasını kızdırır, razı etmez sabahlar ise; o kişiler için Cehennemden iki kapı açılır. Onları razı etmez akşamlar ise; yine aynı şekilde Cehennemden iki kapı açılır. Anne ve babamız haksız dahi olsalar, onların gönüllerini kırmamak ve de karşılarında bir öf bile dememek gerekir.

 

Her kim ki anne ve babasına itaat ederlerse, her daim iyilik ve de ikramlarda bulunur ise; kendi evlatları da aynı şekilde onlara itaat eder. Aynı şekilde hem iyilik hem de ikramda bulunurlar.

 

Bu konuyla ilgili Hadisi şeriflerde şöyle buyrulmuştur:

 

“Sizler anne ve de babalarınıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da sizlere iyilik etsinler!”

 

Anne ve de babaya hiçbir zaman asi olmamamız gerekir. Onlara karşı her daim iyi olmamız gerekir. Yoksa hiçbir zaman Cennet kokusunu alamaz duruma geliriz. Unutmayınız ki! Annelerimize ve de babalarımıza asi olanlarımız her ne kadar anne babalarımıza iyilik yaparsak yapalım, her ne kadar iyiliklerle bulunursak bulunalım cennete girmemiz bir o kadar zor olur. Diğer taraftan düşündüğümüz zaman da onlara her daim iyiliklerde bulunulduğunda, ne kadar kötü amelde bulunursa da bulunulsun itikadı bir bozukluk içerisinde değilseler, eğer ki varsa da Cehennem ateşin de cezasını kolay geçer, sonrasında Cennete gider.

 

Bu konu ile ilgili de bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur:

 

“Cennetin kokusu beş yüz yıllık olan mesafeden duyulur. Lakin o cennetin kokusunu anne ve de babalarına asi gelenlerle, akraba ile bağlarını koparanlar o güzel kokuyu alamazlar!”

 

Ey dostlarım şimdi de sizlere çok güzel yaşanmış bir olayı anlatacağım.

 

Hz. Musa (a.s) bir gün Yüce Rabbimiz olan Cenabı Allah’a münacat ederek şöyle bir şekilde niyaz da bulundu:

 

“Ya Rabbi! Merak ediyorum acaba benim cennette ki arkadaşım kimdir?” diye sordu.

 

Allah (c.c):

 

Ey Musa! Falan beldeye gideceksin, o belde de bir tane kasap vardır. İşte o kasap senin cennete ki arkadaşındır, diye cevap verir.

 

Bunun üzerine de Hz. Musa (a.s), Cenabı Allah’ın dediği gibi o beldeye gider ve tarif edilen kasabın dükkanını bulur ve içeri girip oturur. Bir müddet kasabın da hareketlerini izler durur. Akşam olunca da kasap heybesine bir parça et koyup, dükkanının kapısını kapatarak evinin yolunu tutar. O arada Hz. Musa (a.s) kasabın yanına yaklaşarak:

 

“Beni misafirliğine kabul eder misiniz?” diye sorar.

 

Kasap da o an tebessüm ederek:

 

Buyurun, diyerek Hz. Musa (a.s) evine davet eder. Kendi evine varınca kendi getirdiği et parçasını kendi eliyle pişirip sonrasında çorba yaptı. Sonrasında da evinin tavanında asılı olan büyük bir heybeyi aşağı indirdi ve içinden gayet yaşlı bir kadını çıkardı. Kendi yaptıklarını eliyle verdi onu doyurdu. Üzerinde ki elbiselerini de alıp yıkadı ve de kuruttuktan sonra da onu giydirdi. Sonrasında annesini heybeye tekrardan koyup yerine astı. Tam da o sırada kadının dudaklarının kıpırdadığını gören Hz. Musa (a.s) kasaba sorar bu kadın kimdir?

 

Kasap:

 

O benim annemdir, diyerek cevap verir.

 

Hz. Musa (a.s):

 

Sen onu heybeye koyarken sanki dudakları kıpırdıyordu. Sanki sana bir şeyler söylüyordu. Merak ettim acaba ne diyordu?

 

Kasap o an cevap verir ve derki:

 

O, devamlı bir şekilde şu sözü söyler durur: “Ya Rabbi! Oğlumu cennette Musa’ya arkadaş yap” işte bu söylediği söz de onun bana olan duasıdır.

 

Bunun üzerine de Hz. Musa (a.s):

 

“Müjdeler olsun sana! Ben Musa'yım. Sen de benim cennette ki arkadaşımsın” dedi.

 

Bu konu ile ilgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (a.s.v) şöyle buyurmuşlardır:

 

“Her kim ki annesinin ayağını öperse, cennettin eşiğini öpmüş gibi olur.”

 

Dostlarım özet olarak her daim dikkat etmemiz gereken hususlar şunlardır:

 

-Yüce Yaradanımız olan Cenabı Allah (c.c) isyanı ve günahı gerektiren hususlar dışında emrettikleri her konuda anne ve de babaya itaat etmek.

 

-Anne ile babaya nezaketle, saygıyla dolu bir dille hitap edilmesi gerekir.

 

-Sabah ve de akşam vakitlerinin her daim onlardan helallik dilemek gerekir. Onları her daim hatırlamamız gerekir.

 

-Kendi arzuladığımız şeylerden onlara da ikram da bulunmamız gerekir.

 

-Anne ve de babalarımıza da her zaman dua edip, Cenabı Allah tarafından bağışlanmalarını dilememiz gerekir.

 

-Bütün dünyevi işlerde ve de amellerinde onlarında fikirlerine danışmamız gerekir.

 

-Onları her daim sevindirecek hayırlı ve de mutlu edecek işlerde bulunmak ve de memnun olacakları işleri yapmak gerekir.

 

-Karşılarında asla yüksek sesle konuşmamak ve de onların görüşlerini dikkate almamız gerektiğini bilmemiz gerekir.

 

-Anne ve de babamızın huzurunda asla ama asla ayaklarımızı uzatmamak, derli toplu bir şekil de oturmayı bilmemiz gerekir.

 

-Çağırdıklarında, bizlerle konuştuklarında her daim saygı çerçevesi içerisinde ve edeple cevap vermemiz ve de dinlememiz gerektiğini bilmemiz gerekir.

 

-Onlara her daim dua etmek, özellikle de sağken onların değerini daha çok bilmek ve de vefatlarından sonra ki zamanlarda da her daim dualarımızda bulunmaları gerektiğini de bilmemiz gerek. Çünkü gerçekten de Salih olan evlatların ölen anne babalarının arkasında okunan duaların Cenabı Allah’ın dergahında kabul gördüğü gerçeği var.

 

-Annelerimize ve de babalarımıza her daim her türlü ikramda bulunmak, onların ihtiyacı olduğu takdirde bütün maddi ihtiyaçlarını gidermek, onlara “öf” bile dememek, onlara karşı her daim tatlı dilli olmak, güzel olacak olan tavır ve de davranışlarla karşılık vererek, en ufak bir şekilde onları hiçbir zaman üzmememiz gerekir. Bıkkınlığı ifade edebilecek bir tavır tıkanmamak gerekir. Gönüllerini kıracak en ufak bir sözden bile kaçınmamız gerekir. Her hususta onların rızalarını kazanmaya çalışmamız, onları kendisinden memnun etmek, yaşlandıkları zaman da her daim onların her türlü hizmetine koşmamız, hastalık zamanında tedavi ve de bakımlarını yaptırmamız en doğal görevlerimizden olduğunu unutmamamız gerekir.

 

-Hasta ve de yatalak hallerinde onların hizmetlerinde bulunmamız “Cennetin Kapılarını” aralayan davranışımızın olduğunu bilmemiz ve de öğrenmemiz gerekir.

 

Son olarak yazımı şu güzel dua ile bitirmek istiyorum.

 

“Ya Rabbi! Anne ve de babam beni küçükken nasıl terbiye ettiler, besleyip büyüttülerse, sen de onlara merhametinle merhamet et, geniş olan rahmetinle her daim rahmet et. Onları cennetin bahçelerinden yer ayır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) ile komşu ve arkadaş eyle. Ey Rabbimiz! Amellerimizi sorulacağı gün benim annemi babamı sevdiklerimi ve de bütün müminleri bağışla.

 

Amin!

 

Vesselam…

 

 

“ M. KIZILKAYA”

 

 

 

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası