30 Nisan 2017 Pazar
"Bazen yenilgilerdir ZAFERLERİN BÜYÜĞÜ...!"

"Bazen yenilgilerdir ZAFERLERİN BÜYÜĞÜ...!"

Hüseyin GÜVEN
Hüseyin GÜVEN


Seçim sonuçlarını yorumlamak adına çok şey yazılıp çizilebilir. Seçimler, seçtiklerimiz hakkında verdiğimiz kararlardan öte, kendi hakkımızda verdiğimiz kararlardır, olmalıdır.

 

İlginç, bir o kadar da coşkulu seçim süreci yaşadık, hafızalarımızı bir tazeleyelim, yakın tarihimiz coşkular sonrası güzellikler değil, çoğu kez coşkulu felaketler getirdiğini yazıyor. Mesela, Hitler karizmatik bir liderdi, bir rüzgar getirmişti doğru ama Alman halkı o zamana kadar hiç çekmediği ızdırabı, parçalanmayı ve acıları görmüştür .

 

***

Bu süreç zarfında şunu anladım, herkes gücün peşinde, algı zayıf, "Kral çıplak" fakat ülkenin içinde bulunduğu durumu gören kişi sayısı az, İşçiler, Emekliler, Köylüler, Çiftçiler, İşsizler, Yoksullar, Borçlular, Gençler, Öğrenciler, Memurlar, Esnaflar, Taşeronlar ve daha diğerleri...onlar memnun(muş) anlaşılan(!) İslamiyet öncesinde Araplar kendi yaptıkları putlara taparlar, hatta acıkınca da peynir ve helvadan yaptıkları putları yerlerdi. anlaşılan bu ülkenin tamamı çok şükür(!)tokmuş. bizim endişelerimiz vesveseymiş(!)

 

***

Aklımın, mantığımın, dilimin, elimin ve yazılarımın erdiği her noktada, çığlık atarcasına ülke gerçeklerini haykırdım ve endişelerimi anlattım, içim rahat. Bir başıma da kalsam yine haykırırım, çünkü  "Kral Çıplak"

....ve bazen yenilgilerdir zaferlerin büyüğü...

 

***

Bir diğer örnekte Herkesin bildiği bir hikaye... Osmanlı devrinde "Acaba Ay'da kimse var mı?" sorusu düşmüş milletin aklına. Bunu öğrenmek için de bir çare düşünmüşler. Demişler ki; "Ahaliyi Sultanahmet meydanına toplayalım. Hep bir ağızdan hey diye bağırtalım. Çok yüksek bir ses çıkacağı için nasıl olsa Ay'dan duyulur, eğer orada kimse varsa bize cevap vermeye çalışır!"  Burada atalarımızın bu ilmine şapka çıkartmayı ihmal etmeyelim ve hikâyeye devam edelim. Günü geldiğinde saray memurları binlerce kişiyi Sultanahmet meydanına toplamış, "Ey ahali!" demişler "Bir, iki, üç diye sayacağız, üç denildiğinde hep bir ağızdan 'Heeeeey!' diye bağıracaksınız. Tamam mı?"  "Tamaaam!" demişler.

 

***

Padişah da gelip makamına kurulmuş. Bu arada kalabalık arasında bulunan bir fani kendi kendine demiş ki: "Ben boşu boşuna bağırmayayım, nasıl olsa kalabalığın içinde benim bağırıp bağırmadığım fark bile edilmez."  Sonra mabeyinciler "Biiir, ikiiii, üç!" diye seslenmiş veeeeee... Kalabalıktan hiç ses çıkmamış. Koca meydana ölüm sessizliği çökmüş, sinek uçsa duyulacak. Çünkü meydandaki herkes o kurnaz atamız gibi düşünmüş. Nasıl olsa başkaları bağırır diye herkes meydanı birbirine bırakmış.

 

***

Bu müthiş hikâyeyi okur okumaz "tamam" dedim dostum Fuat’a.."Türkiye'nin bugünlere nasıl geldiği sorusunun cevabını bulduk. Çünkü yıllardır herkes sorumluluğu birbirinin üstüne attı. Ben işime gücüme bakayım, nasıl olsa birileri çıkar mücadele eder dedi. Ne kimse siyasetin ateşinde yandı, ne hayatından fedakârlık etti. sadece ortalığı seyretmekle yetindi. Daha doğrusu bir takım fedakâr insanlar çıkıp canını, kanını verdi; toplumu uyarmaya  çalıştılar ama başaramadılar. Sonunda da bugünlere geldik."

 

***

Bir grup, dayanışma içinde hedefine adım adım yürürken, ses çıkarmamayı ve sorumluluğu başkasına atmayı düşünen milyonlarca kişi köşesinde oturdu. Uyarmak için çırpınanlara da ya "karamsar" dedi ya "aykırı". Hepsine burun kıvırdı. Sonunda da arkasında kimseyi bulamayan Nasrettin Hoca, Timur'dan birkaç fil daha istedi. İşte budur hikâye Fuat!

 

Hali pür melalimiz ortadayken, kimseye etmeyelim şikâyet!

Ves'selam.

 

huseyinguven1907@hotmail.com



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası