GÖNÜL DÜNYAMIZ ÜZERİNE
- 14 Şubat 2013 Perşembe
- Bu yazı 3758 kez okundu
Maddi boyutu yanında manevi ve ruhi boyutu da olan insan olağanüstü yaratılmıştır. Bu da her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın büyüklüğüne ve O’nun yüce kudretine (yani kelâmi tabirle O’nun esmasının ve sıfatlarının nihayetsiz olduğuna) delildir.
Bir Kutsi Hadiste: “Ben, yerlere ve göklere sığmam, fakat inanan kulumun kalbine sığarım” buyrulur. Bu da gösterir ki Yüce Yaratıcı mümin kulun kalp ve gönlünü kendisi için mekân seçmiştir. Böyle olunca insanda Allah’ın tecelli ettiği en güzel mekânın şüphesiz kalp olduğu anlaşılır.
Bu Âdem dedikleri, El ayakla baş değil
Âdem mânâya derler, Suret ile baş değil. (K. Abdal)
Beden ruhun mekânı olması nedeniyle değerlidir. Ama asıl insan denilen varlık bedenimiz değil, ruhumuzdur. İnsan ruhuyla ve gönlüyle insandır. İnsanın en üstün yönü sevgi ve hoş görüsüdür. Düşünen beyinler de aynı şekilde takdire şayandır.
Allah, kalplere istediği şekilde hükmeder. Huzur ve sükûnu oraya yerleştirir. Kalplerde olan her şeyi O bilir. Huzur ve sükûna kavuşan kalpler, Allah ile mutluluğa erer. Kalp ilâhi güzellikleri yansıtan bir aynadır. Nitekim İnsanoğlunun kalbi, taşımak için aldığı emanetin gereğini yapacak yetenekte ve kabiliyettedir.
Tasavvufta Allah sevgisi için şöyle bir yorum yapılır: Allah aşkı, Allahtan başka her ne varsa hepsini unutmak, kendi hayatını O’nda yok etmek ve O’nun sıfatlarını kendi sıfatlarınla değiştirmektir. Allah’a âşık olan ona lâyık olduğunu örnek ahlakıyla ve düzgün hayatıyla gösterir. İşte O’nu sevebilmek için O’nun güzelliğini aksettiren güzel amellere ihtiyaç vardır. Bir ayeti kerimede görüldüğü üzere: “Ancak Allah’ı anmakla kalpler yatışır ve huzur bulur.”(Ra’d: 28) buyrulmaktadır.
Yine bir Kutsi Hadiste “Ben bir gizli hazine idim, bilinmek istedim.” buyrulur. Öyleyse kul yaratıcıyı ve şükran borcunda olduğu yüce varlığı bilip takdir etmelidir. Kap ancak hacmine göre su alabileceği gibi kişilerde aklına ve ilmi donanımına göre rablerini tanıyıp o’na karşı şükranı nimette bulunabilir. Her kişi aşkı ve bilgisi nispetinde Allah’ı müşahede edebilir. Bu mertebeye ulaşanlar, gerçek aşk içinde yaşarlar. Aşk, korkağı cesur, hoşgörüsü olmayanı anlayışlı, cimriyi cömert, zalimi yumuşak eder. Onunla duyu organları temizlenir, ruh bundan kıvanç duyar. (S.Tandoğan)
İslam’ın tevekkül anlayışında üç derece vardır: Şikâyeti terk, hale rıza ve muhabbettir.
Şikâyeti terk, bir anlamda da sabırdır. Sabır, İslam dininin ahlakıdır. Acılara yüz ekşitmeden dayanmaktır. Hale rıza, Allah’ın takdirini hoş karşılamak ve duruma karşı isyan etmemektir. Haram ve zevklere koşan nefis, istemediği ibadetten ve kulluktan kaçmak ister. Biz bedenimizin isteklerinden kurtulup, yüreğimizin isteği olan kulluğa yöneldikçe daha iyi bir insan olabiliriz. Kötü işlere ve günaha karşı terk duygumuzu geliştiremediğimizde kaybeden yine biz oluruz. Kulluk takdire rızadır. Muhabbet ise, başa gelenleri saygı ile karşılamaktır.
Şeytan, Yüce Allah’a karşı beni ateşten Âdemi topraktan yarattın, ben ondan üstünüm, derken maddeyi öne alıp asıl yaratanı ve ona itaati sona bırakmıştır. Bununla da başa geleni saygıyla karşılamayı ve takdire rızayı terk etmiştir. Bir manada da Allah’ın taksimine itiraz edip onu küçümsemek olan bu hareket şeytanın huzurdan kovulmasına ve gözden düşmesine sebep olmuştur. Böylece mahlûkatın en üstünü olan insanların da bu konuda dikkatleri çekilmiştir.
Hayatın ölümü unutturduğu korkunç bir çağın çocuklarıyız. Dünya ve ahiretimizi gün be gün kaybediyoruz. Oysa ölüm ve hesap bilincinin unutulmaması en güzel erdemimiz olmalıdır. Çünkü ölümü unutmayan insanlar toplum için tehlike olmaktan çıkar. Ölüm korkusu diğer yaşayan tüm varlıkların hayatlarına saygıyı artırır. Kullukta hata yapmamak, toplum içindeki çizgimizi iyi tutturmak, ibadetlerimizi ertelememek ve bu hayatı bir fırsat bilerek iyi değerlendirmek gerekir.
Enes bin Malik’den gelen bir rivayete göre: “Kul güzel ahlakı sayesinde, çokça ibadet eden bir kişi olmadığı halde cennetin en üst derecesine ulaşırken; kul kötü ahlakı yüzünden çok ibadet eden bir kişi de olsa cehennemin en alt derecesine düşebilir.”
Kalbin arındırılması:
Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri şöyle der:
“İnsan bir ormana benzer. Nasıl ki ormanda binlerce domuz, kurt, temiz ve pis huylu hayvan varsa, insanda da her türlü ruh güzelliği ve nefis çirkinliği vardır.”
“Vücudu aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan odur.”
“Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdâlar sun da, gideceği yere güçlü ve kuvvetli gitsin.” Hz. Mevlana
İnsanın melekler kadar temiz ve saf, şeytan kadar da iblisliğe müsait bir karaktere sahip olduğu ve insan kendini bu iki yönden hangisiyle geliştirirse o tarafının öne çıkacağına işaret eden Mevlana, kurtuluşun ruhi yönü geliştirmekte olduğuna da vurgu yapar.
Sen, değerinle ve düşüncenle iki âleme bedelsin. Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun. Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir, der. Allah’ın halifesi olarak yaratılan insanın cehenneme değil, cennete aday olduğuna işaret eder.
İnsan, büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır. Fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki insan içindeki o değeri görüp okuyabilsin. Bu perdeler ve karanlıklar; bu dünyadaki türlü türlü meşguliyetlerdir. İnsanın dünya işlerinde aldığı çeşitli tedbirler ve gönlün sonsuz arzularıdır.
Kuran-ı Kerimde de: “Doğrusu, temizlenip-arınan ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (A’lâ, 14-15)
“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems, 7-10) buyrulur.
Yine “Mevlana der ki: “Senin canın içinde bir can var, o canı ara! Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara! A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara; Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.”
“Ey kardeşim! Sen fikirden ve düşünceden ibaretsin. Senin varlığın bunlardandır. Geri kalan sinir ve kemiktir ki, onlar hayvanlarda da vardır.” Kuran’ın beyanına göre de insan, rabbini tanıyıp ona layık kul olmak üzere yaratılmıştır.
"Üzülme der Mevlana ve devam eder; Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun. Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır!"
- İSLAM DÜŞMANLIĞI - 15 Ocak 2015 Perşembe
- İSLAM MEDENİYETİN KAYNAĞIDIR - 6 Kasım 2014 Perşembe
- CAMİLERİMİZ - 9 Ekim 2014 Perşembe
- GAZZE BAHTINA MI KÜSSÜN? - 12 Ağustos 2014 Salı
- KUTLU DOĞUM HAFTASI VE SAMİMİYET - 15 Nisan 2014 Salı
- EMEK VE KAZANÇ - 25 Mart 2014 Salı
- OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN.... - 5 Aralık 2013 Perşembe
- OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN.... - 18 Kasım 2013 Pazartesi
- ALLAH - KAİNAT - NSAN - 3 Ekim 2013 Perşembe
- Haccı Yapmak ve Hacı Kalabilmek - 11 Eylül 2013 Çarşamba
- HELAL KAZANÇ MÜSLÜMANA YAKIŞIR - 15 Ağustos 2013 Perşembe
- ORUÇ VE İNSAN İLİŞKİSİ - 11 Temmuz 2013 Perşembe
- BERAT KANDİLİ - 24 Haziran 2013 Pazartesi
- İSLAM İLE ONURLANMAK - 15 Nisan 2013 Pazartesi
- İMAN VE TAKVA - 28 Mart 2013 Perşembe
- KADIN VE ERKEK AYRIMCILIĞI YANLIŞTIR - 8 Mart 2013 Cuma
- GÖNÜL DÜNYAMIZ ÜZERİNE - 14 Şubat 2013 Perşembe
- VAKİT HAKKINI İSTER - 17 Ocak 2013 Perşembe
- HAC YOLUNDAN ESİNTİLER - 20 Aralık 2012 Perşembe
- HACC ÜZERİNE BAZI MÜLAHAZALAR - 11 Ekim 2012 Perşembe
- MÜSLÜMANIN MÜSLÜMANA HAKLARI ÜZERİNE - 20 Eylül 2012 Perşembe
- KARDEŞLİK ÜZERİNE - 28 Ağustos 2012 Salı
- ORUÇTA NİYET - 20 Temmuz 2012 Cuma
- NEFİS TERBİYESİ ÜZERİNE - 28 Haziran 2012 Perşembe
- ÇALIŞMAK ALLAH’IN EMRİDİR - 12 Haziran 2012 Salı
- ÇALIŞMAK ALLAH EMRİDİR. - 12 Haziran 2012 Salı
- KARDEŞLİĞİ ONDAN ÖĞRENDİK - 2 Mayıs 2012 Çarşamba
- ZİNADAN SAKINMAK - 6 Nisan 2012 Cuma
- ŞEHİTLİK VE ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ - 15 Mart 2012 Perşembe
- KURAN VE TOPLUM - 27 Şubat 2012 Pazartesi
- MEVLİT KANDİLİ - 3 Şubat 2012 Cuma
- NEFİS VE NEFSİN MERTEBELERİ - 13 Ocak 2012 Cuma
- Helal Kazanç - 22 Aralık 2011 Perşembe
- EKONOMİ VE İSLAM (2) - 7 Aralık 2011 Çarşamba
- EKONOMİ VE İSLAM - 23 Kasım 2011 Çarşamba
- İslam’da Sağlığı Korumanın Önemi - 3 Kasım 2011 Perşembe
- GÖNÜL DÜNYAMIZ - 17 Ekim 2011 Pazartesi
- İsraf ve Tasarruf Üzerine - 12 Eylül 2011 Pazartesi
- RAMAZAN VE TOPLUM - 10 Ağustos 2011 Çarşamba
- RAZANA GİRERKEN - 28 Temmuz 2011 Perşembe
- DİN VE DÜNYA İŞİNDE MAL VE İLMİN YERİ - 30 Haziran 2011 Perşembe
- ÜÇ AYLAR ÜZERİNE - 6 Haziran 2011 Pazartesi
- ETİK DEĞERLER VE KUL HAKLARI - 20 Mayıs 2011 Cuma
- Peygamberimizin Merhameti Üzerine - 21 Nisan 2011 Perşembe
- İslam’da Kolaylaştırma ilkesi - 25 Mart 2011 Cuma
- İslam’da Kolaylaştırma ilkesi - 25 Mart 2011 Cuma
- Gelir Dağılımında Eşitlik İlkesi: - 17 Şubat 2011 Perşembe
- İNSAN HAKLARI - 21 Ocak 2011 Cuma
- İSLAM’DA YILBAŞI KUTLANIR MI? - 4 Ocak 2011 Salı
- Başkasını Kendine Tercih Etmek - 16 Aralık 2010 Perşembe
- Bayramlarımız - 22 Kasım 2010 Pazartesi
- Bayramlarımız - 22 Kasım 2010 Pazartesi
- İSLAM TASAVVUFU - 10 Kasım 2010 Çarşamba
- DİN TERBİYESİ ÜZERİNE - 25 Ekim 2010 Pazartesi
- Şehitlik ve Gazilik - 17 Eylül 2010 Cuma
- EVLİLİK HAZIRLILIKLARI - 16 Ağustos 2010 Pazartesi
- Hicret (Hz. Peygamberin Medine’ye Göçü) - 22 Temmuz 2010 Perşembe
- Yaz Kuran Kursları Üzerine - 1 Temmuz 2010 Perşembe
- CENNET VE TANIMI ÜZERİNE - 27 Mayıs 2010 Perşembe
- Eskişehir’in Mana Erlerinden: - 27 Nisan 2010 Salı
- Eskişhir’in tarihi - 8 Nisan 2010 Perşembe
- MEHMET AKİF VE İSTİKLAL MARŞI - 16 Mart 2010 Salı
- HURAFELER ÜZERİNE - 22 Şubat 2010 Pazartesi
- UMRE ZİYARETİ - 5 Şubat 2010 Cuma
- DİN VE DÜNYA DENGESİ İÇİN - 15 Ocak 2010 Cuma
- HİCRET VE HÎCRÎ YILBAŞI - 31 Aralık 2009 Perşembe
- KURBAN VE DİNDEKİ YERİ - 7 Aralık 2009 Pazartesi
- HACCI ANLAMAK - 9 Kasım 2009 Pazartesi
- Fütüvvet Ruhu (Müslüman Gençliğin Profili) - 26 Ekim 2009 Pazartesi
- OSMANLI’DA AHİLİK TEŞKİLATI - 8 Ekim 2009 Perşembe
- Ramazan’ın Ardından - 25 Eylül 2009 Cuma
- KADİR GECENİZ KUTLU OLSUN - 15 Eylül 2009 Salı
- ZEKATI ANLAMAK - 7 Eylül 2009 Pazartesi
- RAMAZAN AYININ ÖNEMİ - 24 Ağustos 2009 Pazartesi
- OSMANLININ KURULUŞUNDA KARACAŞEHİR VE EDEBÂLİ - 10 Ağustos 2009 Pazartesi
- Mutluluğa Doğru - 28 Temmuz 2009 Salı
- MİRAC (İLAHİ YOLCULUK) - 18 Temmuz 2009 Cumartesi
- İntihar - 9 Temmuz 2009 Perşembe
- REĞAİP GECESİ - 25 Haziran 2009 Perşembe
- HER CAN KUTSALDIR - 15 Haziran 2009 Pazartesi
- Dini Eğitimin Topluma Etkisi - 31 Mayıs 2009 Pazar
- EĞİTİMDE ÖĞRETMENİN ROLÜ - 5 Mayıs 2009 Salı
- EĞİTİMDE AİLENİN ROLÜ - 21 Nisan 2009 Salı
- Eğitim ve Toplum - 11 Nisan 2009 Cumartesi
- Din ve İnsan - 31 Mart 2009 Salı
- ANADOLUNUN MANEVİ FATİHLERİ (Yunus Emre) - 19 Mart 2009 Perşembe
- PEYGAMBERİMİZİN AİLE HAYATI - 10 Mart 2009 Salı
- İSLAM’DA İNSANIN TANIMI - 1 Mart 2009 Pazar
- Günahlardan arınmalıyız - 22 Şubat 2009 Pazar
- Akrabalık İlişkilerimize Dikkat Edelim - 15 Şubat 2009 Pazar
- İSLAM’DA EMANET BİLİNCİ - 8 Şubat 2009 Pazar
- Yüzlerinde Maske Taşıyanlar - 1 Şubat 2009 Pazar
- EVLİLİK DIŞI İLİŞKİLER - 23 Ocak 2009 Cuma
- Fuhuş ve İslam - 12 Ocak 2009 Pazartesi
- Aileyi ve Toplumu Yıkan Dinamitlerden Fuhuş: - 5 Ocak 2009 Pazartesi
- Kötü Alışkanlıklar Üzerine - 29 Aralık 2008 Pazartesi
- Çocuk Terbiyesinde Şiddet ve Korku - 22 Aralık 2008 Pazartesi
- Çocuk Terbiyesinde Allah Sevgisinin Önemi - 15 Aralık 2008 Pazartesi
- İslam’da Kurbanın Yeri ve Önemi - 6 Aralık 2008 Cumartesi
- Aile İçi Şiddetin Sebepleri ve Şiddeti Kullananlar: - 1 Aralık 2008 Pazartesi
- Toplumdaki Aile İçi Şiddetin Boyutu - 24 Kasım 2008 Pazartesi
- İSLAMDA İBADETİN YERİ VE ÖNEMİ - 14 Kasım 2008 Cuma
- Nefis Ve Onun Terbiyesi Üzerine - 7 Kasım 2008 Cuma
- İsrafa Karşı Tasarruf Bilinci - 4 Kasım 2008 Salı

